Bu seferki, anlatmanın, anlatabilmenin çok daha ötesinde bir şey. Zira anlatmanın amacı çoğu kez, karşındakinin görüşünü duymaktır. Duyulacak tek kelimelik yorum bilindikten sonra da gidip birine içini dökmenin bir anlamı yok. Çünkü toplamak hep sana kalıyor ve çok uzun sürüyor. Kulaklarda yankılanacak "nankörlük" kelimesini illa bir ağızdan duymaya gerek yoktu bu sefer. Bu seferki de bundan önceki bazıları gibi haklı olan onlar mı yoksa sen misin karar veremediğin durumlardan biri. Belki de tek gerçek "nankörlüktü" çünkü. Her zaman sevdiğin gerçeklerden, bu seferkisi nankörlüktü belki de. Kelimelerin fazla geldiği durumlardan bu da. Satıp kurtulmak için sadede bir türlü gelemediklerinden.
Bacaklarını karnına çekip yatağında saatlerce ağladığın günlerden, haftalardan, aylardan sonra; bu somut problemlerinin yok oluşunda hissettiğin bu tarif edilemez hoşnutsuzluk tabii ki nankörlük olarak adlandırılacaktı. Hissizlik. Beklentisizlik. Umutsuzluk. Amaçsızlık.
Hayattaki misyonunun bittiğini hissettin mi hiç?
Artık daha fazla elinden gelebilecek bir şey olmadığını hissettin mi ya da? Gerçi bu zamana kadar elinden ne geldiği de ayrı tartışılası bir durum.
Bundan sonra elbette seni çok daha üzecek şeyler yaşayabileceğini ama iyi bir şey olmayacağını hissettin mi? Sabitlik de değil ama demek istediğim. Hayatında hiçbir şey olmamasının acısı da en az kötü şeyler olması kadar çünkü.
Hep derim ya işte, bir hedefiniz, amacınız, hayaliniz olsun. Çünkü bir hedefi, amacı, hayali olmayan insanlar yeni sabahlara uyanamazlar. Belki öğleden sonralara ama asla sabahlara değil.
Asla sahip olamayacaklarını istemekten vazgeçmenin yükü de en az istemek kadar ağır. Bunu bilmesin.
Peki ya şimdi ne olacak?
Ne olacağız?
Ne olacaksın?
Ne olacağım?
2 Şubat 2013 Cumartesi
8 Ocak 2013 Salı
Hayatının son 487 gecesinin en az 350sinin ağlayarak geçmesinin ne demek olduğunu biliyor musun? Bilme.
487 gün. Duyduğun her acı verici şarkının göz pınarlarını tetiklemesi ne büyük felaket biliyor musun? Dinlediğin birkaç şarkının iç yakan sözlerine tutunuyorsun. Çünkü ailenin yanında olmadığı zamanlarda tutunabileceğin şeyler, sadece birkaç nota. Sen bilmiyorsun ki, gece seni seven birkaç insan duymasın diye yorganın altında hıçkırıklarını elini ağzına bastırarak susturmaya çalışmanın nasıl bir şey olduğunu.
Peki sana ne oluyor?
Bilmiyorsun. Bilme.
Çünkü senin 487 günün 400'ünde hiçbir şey olmadı. Çünkü hiçbir şeyin içine asla kötü şeyler dahil olmadı.
Sen bilmiyorsun ki, tanrıya inancını en kaybettiğin anda, yine tanrıya "ne olur beni kendine inandır. Buradayım!" diye yakarmanın nasıl bir şey olduğunu.
En son başın ne zaman gerçekten seni seven insanlar tarafından okşandı. Seni "gerçekten" seven. Senden almak istediklerini almak isteyip alamayacağını anlayıp giden insanlar tarafından değil ki.
Sen, başını kalbinde ufacık da olsa yer edinebildiğin bir adamın omzuna yatıp orada öylece ölmek istemek ne demek bilmiyorsun ki. Bilme. Olmadı da zaten. Olmuyor da. Öylece ölmek. Orada. Daha fazlasına gerek yok ki bundan sonra.
Sen hiç bir günün sabahlarına değil de, öğleden sonralarına uyandın mı? Sadece yeni gün için uyanacak sebebi, hedefi, hayali kalmayan öğleden sonraya uyanırlar; sabaha değil. Sen, dünyanın sabahın köründe kalkmaktan en nefret eden insanı olduğun halde, hiç yalvardın mı tanrıya "Tanrım bana bir hedef, bir hayal ver tekrar. Değil sabaha, şafak vaktine uyanayım." diye.
Sen de belki hissettin, tüm insanlık için görünmez olduğunu. Peki sen hiç tanrı için görünmez olduğunu hissettin mi. Sana da, seni görmediği onca zaman sonra, sille gibi tokatlar indirdi mi ardı ardına?
"Tanrım ne olur boğazımdaki yumruları al artık." "Tanrım ne olur, göğsümdeki filleri kaldır." "Tanrım nefes alayım ne olur." Bak bunlar onun sözleri.
Sen hayatında artık asla hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceğini anlayıp bunu kabullenmeye çalışmanın ne kadar acı verici olduğunu biliyor musun? Bilme.
Tanrım ne olur artık. Benden esirgediğin mutluluk al senin olsun. Yine hak etmeyenlerin olsun ama ne olursun birazcık huzur. N'olur. Birazcık. Huzur. Ben artık ölüyorum.
Geçmiyor.
487 gün. Duyduğun her acı verici şarkının göz pınarlarını tetiklemesi ne büyük felaket biliyor musun? Dinlediğin birkaç şarkının iç yakan sözlerine tutunuyorsun. Çünkü ailenin yanında olmadığı zamanlarda tutunabileceğin şeyler, sadece birkaç nota. Sen bilmiyorsun ki, gece seni seven birkaç insan duymasın diye yorganın altında hıçkırıklarını elini ağzına bastırarak susturmaya çalışmanın nasıl bir şey olduğunu.
Peki sana ne oluyor?
Bilmiyorsun. Bilme.
Çünkü senin 487 günün 400'ünde hiçbir şey olmadı. Çünkü hiçbir şeyin içine asla kötü şeyler dahil olmadı.
Sen bilmiyorsun ki, tanrıya inancını en kaybettiğin anda, yine tanrıya "ne olur beni kendine inandır. Buradayım!" diye yakarmanın nasıl bir şey olduğunu.
En son başın ne zaman gerçekten seni seven insanlar tarafından okşandı. Seni "gerçekten" seven. Senden almak istediklerini almak isteyip alamayacağını anlayıp giden insanlar tarafından değil ki.
Sen, başını kalbinde ufacık da olsa yer edinebildiğin bir adamın omzuna yatıp orada öylece ölmek istemek ne demek bilmiyorsun ki. Bilme. Olmadı da zaten. Olmuyor da. Öylece ölmek. Orada. Daha fazlasına gerek yok ki bundan sonra.
Sen hiç bir günün sabahlarına değil de, öğleden sonralarına uyandın mı? Sadece yeni gün için uyanacak sebebi, hedefi, hayali kalmayan öğleden sonraya uyanırlar; sabaha değil. Sen, dünyanın sabahın köründe kalkmaktan en nefret eden insanı olduğun halde, hiç yalvardın mı tanrıya "Tanrım bana bir hedef, bir hayal ver tekrar. Değil sabaha, şafak vaktine uyanayım." diye.
Sen de belki hissettin, tüm insanlık için görünmez olduğunu. Peki sen hiç tanrı için görünmez olduğunu hissettin mi. Sana da, seni görmediği onca zaman sonra, sille gibi tokatlar indirdi mi ardı ardına?
"Tanrım ne olur boğazımdaki yumruları al artık." "Tanrım ne olur, göğsümdeki filleri kaldır." "Tanrım nefes alayım ne olur." Bak bunlar onun sözleri.
Sen hayatında artık asla hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceğini anlayıp bunu kabullenmeye çalışmanın ne kadar acı verici olduğunu biliyor musun? Bilme.
Tanrım ne olur artık. Benden esirgediğin mutluluk al senin olsun. Yine hak etmeyenlerin olsun ama ne olursun birazcık huzur. N'olur. Birazcık. Huzur. Ben artık ölüyorum.
Geçmiyor.
6 Ocak 2013 Pazar
Kendine yabancılaşmaktı galiba bunun adı. Yani demek istediğim, 7 ay önce, canının deli gibi yandığı, avcuna tırnaklarını geçirip saatlerce ağladığın bir zamanda, ağlayarak yazdığın bir yazıyı okuyorsun. Tesadüf bu ya, duruma en uygun şarkı da çalıyor arkadan "Adio Kerida" yakıyorsun bir sigara, ağlaya ağlaya okuyorsun. Canın yanıyor. Dersen ki, tekrar acın taze, hala ona mı üzülüyorsun? Bilmem ki. Bilmiyorum. Belki ama asıl sebep, senin şu anki acını yüreğinde hissedişin değil aslında. Asıl sebep 7 ay önce, avuçlarında tırnakları bağıra bağıra ağlayan kızın acısı. Neler yazmışım diyorsun ama asıl önemlisi neler hissetmişim diyorsun. Mümkün olsa, kendi kafanı omzuna yatırıp okşayarak, "geçti işte. gördün mü geçti. sil gözyaşını." diyeceksin.
Mümkün aslında. Ben kendi omzumu öptüm önce. Sonra sarıldım kendime.
İnsanları böyle üzmeyin. N'olur.
Mümkün aslında. Ben kendi omzumu öptüm önce. Sonra sarıldım kendime.
İnsanları böyle üzmeyin. N'olur.
1 Ocak 2013 Salı
26 Aralık 2012 Çarşamba
31 Aralık'ı 1 Ocak'a bağlayan yılbaşı gecesinde-bir gecede- bir şeylerin değişmesini bekleyen insanlara kızamıyorum. Ben her gece uyumadan önce yeni günden bir şeyler bekliyorum. Bir gecede bir şeylerin değişmesini. Değişmiyor. Beklediklerim hiç gelmiyor.
Ne tuhaf. Bir gecede çok kötü şeyler olabiliyorken bir gecede çok iyi şeyler olamıyor. Bir gecede hiçbir iyi şey olmuyor. Bardağın dolu tarafı hala var mı?
Annem kötü şeylerin göz açıp kapayıncaya kadar geçeceğini söylerdi, iyi şeyler de geçiyormuş söylememiş.
Ben artık gözümü açıp kapayınca kötü şeyler bile geçmiyor ki zaten.
Ben hala ne bekliyorum ki?
Ben hala kimi bekliyorum ki?
Gelmiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)